LGS SÜRECİNDE

LGS BİR BASAMAKTIR…

LGS sürecinde çocuk kadar, anne babaya da önemli görevler düşmektedir. Aslında çocukların sınav süreçleri, aile için imtihan dönemidir. Bir çocuğun hayatta karşısına çıkan zorluklarla başa çıkma, problem çözme becerisi aileden öğrendiği en önemli kazanımlarından biridir. Anne ve baba, çocuklarına zorluklarla başa çıkma becerisini ne derece kazandırmışsa, sınav dönemleri de o kadar başarılı ve sağlıklı atlatılacaktır.

Çocuğun sınav süreciyle başa çıkması için gerekli olan becerilerde anne-baba modelleri çok önemlidir. Çocuk, ana-babasıyla özdeşim kurar, anne-babasını model alır ve taklit eder. Anne-babanın hayatta karşılarına çıkan sorunlarla başa çıkma becerileri, çocuk için sınav sürecinde ve hayatı boyunca karşısına çıkan zorluklarla başa çıkma becerisini olumlu ya da olumsuz etkileyecektir. Dolayısıyla ebeveynlere düşen ilk görev sorun çözme, zorluklarla başa çıkma konusunda çocuğa olumlu bir model sunmaktır. Bu konuda yeterli olmadığını düşünen anne babalar, sorun çözme stratejileri ile ilgili bir uzmandan yardım alabilir ya da kişisel gelişim kitapları ile kendilerini geliştirebilirler.

Çocuğun sınav sürecinde ve aslında eğitim hayatı boyunca, ebeveynlerin uzak durması gereken davranış biçimlerinden bir kısmını şöyle özetleyebiliriz:

ÇOCUĞUN MOTİVASYONUNU KIRMAK VE KAYGISINI ARTTIRMAK…

Pek çok anne baba, aslında oldukça kaygı yükseltici, güven kırıcı tutumlar sergilemektedir. Maalesef bu tutum ve davranışların çocuğu motive ettiğine inanmaktadırlar. Bu açıdan bakıldığında anne babanın iyi niyetli olduğu kesin. Ancak iyi niyet maalesef hatalarımızın sonuçlarının iyi olması için yeterli değildir. Bu amaçla söylenen ‘iyi niyetli’ birkaç cümleye göz atalım: ‘Bu kadar çalışmayla sen ancak evin yanındaki okulu kazanırsın… e iyi hem de yakın… (cümlenin içinde aşağılama ve dalga geçme var!) ‘Bak ablan veya teyzenin oğlu nereyi kazandı… Bakalım sen ne yapacaksın? (Cümlenin içinde kıyaslama ve tehdit var!)

Her konuda olduğu gibi sınavlarda başarı için de belirli bir düzeyde kaygıya gerek vardır.  Öğrenmeyi, akıl yürütmeyi ve sınav başarısını olumsuz yönde etkileyen, temelinde öğrencinin kendine güvensizliği yatan, ortalama kaygının üzerindeki yüksek kaygıdır. Gencin kendisine güvensizliği ise önemli ölçüde anne ve babasının ‘iyi niyetle’ uyguladığı eğitim ve yaklaşımların sonucudur.

Anne-babanın çok küçük yaştan başlayan yüksek başarı beklentisi, çocuğun hatalarını düzeltmek için onu eleştirmek, çocuğun fiziksel ya da psikolojik şiddet, hırpalama gibi cezalarla eğitilmesi, yargı ifadesi taşıyan olumsuz sıfatlarla nitelenmesi (haylaz, tembel, sorumsuz, dağınık, pısırık, yavaş v.b...) çocuğun kendine olan güvenini zayıflatır. Bunun sonucu ortaya çıkan kaygı, başarıya olumlu katkısı olmayan kaygıdır ve bununla başa çıkmak çok zordur.

Sık karşılaşılan durumlardan biri de, anne babanın çocuğa sarf ettiği ‘sağlık olsun evladım, sağlığından önemli değil ya’ cümlesiyle başlayıp, ‘ama’ ile biten cümleleridir. Anne baba çocuğuna sınavın ya da hayatta hiçbir şeyin ondan önemli olmadığını hissettirmelidir. Çocuğuna samimi olarak bu duyguyu yansıtması için tek önemli kriter ise, buna önce kendisinin gerçekten inanmasıdır. Son olarak unutmamak gerekir ki; kaygı bulaşıcı bir duygudur. Yapılan araştırmalar kaygının çocuğa genelde anneden bulaştığını, aşırı kaygılı annelerin çocuklarda ciddi kaygı bozukluklarına sebep olduğunu göstermektedir. Bu yüzden kaygı bozukluğu nedeniyle uzmana götürülen çocukların geçmişinde mutlaka kaygılı bir ebeveyn ve aile yaşantısı olduğu gözlemlenmektedir.

ÇOCUĞUNUZU YETERİNCE TANIMAMAK VE SINIRLARINI ZORLAMAK…

Hepimizin geçmiş yaşantısında geleceğe dair hayalleri ve beklentileri vardır. Bu hayallerimizi gerçekleştiren şanslı insanlardan olmuşsak ne mutlu bize… Ancak karşımıza yeterli imkanların çıkmaması ya da yaşam koşulları nedeniyle bu hayallerimizi gerçekleştirememiş ya da bir kısmını gerçekleştirmiş olabiliriz. Pek çok psikolojik hastalığın temelinde kişinin hayatı boyunca yaşadığı engellenmeler sonucu oluşan ‘hayal kırıklıkları’ vardır. Hayata dair beklentilerin büyük olması, hayal kırıklıklarının da büyük olmasına sebep olur. Bir kısmımız bu hayal kırıklığıyla başa çıkmayı becerirken, bir kısmımız bununla tek başımıza baş edemeyebiliriz. Böyle durumlarda en doğrusu bir uzmandan yardım almaktır. Yukarıda değinilen, sorun çözme becerisini aileden kazanabilmiş bireyler genelde bu süreci sağlıklı atlatabilenlerdir.

İşte biz kendi hayatımızda gerçekleştiremediğimiz hayallerimizi çocuklarımıza yükleriz. Genelde ‘bizde bu fırsatlar yoktu…’ ile başlayan cümleleri sık kullandığımızda, bu yolda ilerliyoruz demektir. Sonuç, hak etmediği bir yük altında kalan, anne babaya öfkeli çocuklardır. Kendi beklentilerimiz, hayallerimiz ile çocuğumuzun sınırları arasında gerçekçi bir denge kurmalıyız. Çocuğumuz girebilse fen lisesinde okuyabilir veya kazanabilse tıp fakültesini bitirerek iyi bir doktor olabilir. Ancak çocuğumuzun kapasitesi milyonlarca kişi arasından sıyrılarak bu yerlere ulaşmaya yeterli olmayabilir. Çocuğumuzun sınırlarını tanımada okulundaki akademik ve sosyal durumu, öğretmenlerinin görüşleri bize yol gösterecektir. Pek çok ebeveyn, çocuğunu iyi tanıdığından o kadar emindir ki, bu görüşlere kulaklarını tıkar. Unutmayalım, eğitimciler bunun için vardır. Belki de siz çocuğunuzu görmek istediğiniz gibi görüyorsunuz…

SINAVLARI BİR ARAÇ DEĞİL AMAÇ GİBİ GÖRMEK…

Hayatın amacına dair kişisel gelişim kitapları okumak, bizi sınavların iyi, sağlıklı, mutlu bir yaşam için sadece bir araç olduğu konusunda yönlendirecektir. Hayatın en temel amacı, bireyin kendini gerçekleştirmesini sağlamaktır. Kendi kendine yetebilen, kendi başına ayakta kalabilme becerilerini kazanabilen insan mutlu olur ve bu mutluluğu çevresiyle de paylaşabilir. Her şeyi hazır bir şekilde çocukların önüne altın tepside sunmak yerine, onlara kendi ayakları üzerinde durmalarını öğretmek hedeflenmeli. Çocuklar, dış dünya ile karşılaştıklarında, kendi ayakları üzerinde durabilecek, zorluklardan güçlenerek çıkabilecek şekilde yetiştirilmeli. Çok şükür ki bunun için sınav tek tercih olmadığı gibi, mutlu ve huzurlu bir yaşam için de tek başına yeterli bir kriter değildir. Anne baba olarak görevimiz sadece çocuğumuzun hayatta başarılı olmasını sağlamak değildir. Kendini ve dolayısıyla yaşamı seven, çevresine duyarlı bireyler yetiştirmek öncelikli görevimizdir. Buna öncelikle biz gerçekten inandığımızda, çocuklarımız da hayatındaki sınavlara bu şekilde bakacaktır. İşin güzel yanı zaten bu bakış açısı, sınavı çocuğun gözünde kabus olmaktan çıkaracak, heyecanlı bir maraton sürecine dönüştürecektir. Ki bu başarıyı da beraberinde getirecektir… Tabii bu, sizin başarıdan ne anladığınıza bağlı…

SINAV YA DA NOT UĞRUNA ÇOCUĞUNUZLA ARANIZDAKİ KÖPRÜLERİ YIKMAYIN…

Ders çalışmak ve sınav kazanmak uğruna çocuğunuzla olan yakınlığınızı tehlikeye atmayın. Çocuğunuz sınavda başarılı olsa da, olmasa da önemli olan çocuğunuzla aranızdaki iletişimin bozulmamasıdır. Çocuğun sınavda başarılı olması uğruna çocuğunuzla savaşmayın. Sınav sürecinde yapılan mücadele bazen aileyle çocuk arasına soğukluk girmesine ve duygusal açıdan uzaklaşmaya sebep olmaktadır.

Eğer çocuğunuzla iletişiminiz sağlıklı ise, arada bir yapılan "çalış" uyarısı ve çalışma şartlarının hazır edilmesi biraz sıkıcı gelse de, çocuğunuza sorumluluğunu hatırlatacaktır. Kaç yaşında olursa olsun birçok kişinin çalışmaya başlamak için bu tür bir uyarıya ihtiyaç duyduğu bilinir. Hatta bazen bu ilgi çocuğun hoşuna da gider. Kendisini bu süreçte yalnız hissetmez.

Ancak çocuğunuzla sağlıklı, sıcak bir iletişiminiz yoksa yapılan ‘çalış’ uyarıları, çocuğun ders çalışmasını sağlamadığı gibi aranızdaki mesafeyi daha da açacaktır. Genelde bu durumlarda, veli tarafından ‘…ama çalış demesem de hiç çalışmıyor hocam…’ savunması kullanılır. Oysa çocuğunuzla sıcak bir ilişkiniz yoksa, ‘çalış’ uyarısı en fazla çocuk tarafından ‘çalışıyor gibi yapmak’ olacaktır. Tabii bir de ek olarak aranızın bozulması… Böylece birbirinize kızmak için özel bir sebebe ihtiyacınız kalmayacak, eğitim ve diplomadan daha önemli bir şey olan, çocuğunuzla aranızdaki sağlıklı iletişim bütünüyle kaybolacaktır.

 

 

Özel Körfezim Eğitim Kurumları

            Rehberlik Servisi 

 

 

Sonsöz Yerine…

‘’Proje çocuklar kendi çocukluklarını yaşayamadan, huzursuzluk ve depresyona mağlup oluyor. Her türlü etkinlik için oradan oraya çekiştirilen çocuklar çocukluklarını bir türlü yaşayamıyor. Bırakalım her şey kendi doğallığında büyüsün. İnsan da.’’

‘’Ebeveynlere düşen görev, çocukları geleceklerine hazırlamak ve onlara gerektiği yerde ve gerektiği şekilde yol göstermektir. Gölge etmeden, onları sıkboğaz etmeden, onlara kendilerini ifade edebilecek bir hürriyet alanı bırakarak, kılavuzluk etmek.’’

Kemal Sayar